Skip to main content

Yazar: Emel Katırcı

Obsesif Kompulsif Bozukluk (Saplantı-Zorlantı Hastalığı) Nedir ?

Obsesyon ve kompulsiyonların görüldüğü, genellikle uzun süreli (süreğen) , zaman zaman belirtilerde şidetlenmelerin yaşandığı ve kişinin işlevselliğini bozan psikiyatrik bir hastalıktır.

Obsesyon (saplantı- takıntı) : İrade dışı oluşan, karşı konulamayan, sıkıntı veren ve sürekli tekrarlayan, kişinin mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışı ve inançlarına ters düşen, istemeden zihnimize gelen düşünce, dürtü, imaj veya fantazilerdir. Kişi bunların kendi zihninin ürünleri olmadığını farkındadır fakat zihninden uzaklaştıramaz.

Kompulsiyon (zorlantı) önceleri obsesyonlardan duyulan sıkıntıyı azaltmak ve onları etkisizleştirmek ve için tekrarlanan fakat giderek kontrol edilemez bir düzeye ulaşan ve kendileride sıkıntı uyandıran hareketlerdir. Kompulsiyon her zaman dışardan farkedilen bir davranış olmaz bazen bir zihinsel uğraşta olabilir. (içinden bir kelime, cümle tekrarlamak, bir şeyi hayal etmek veya dua etmek gibi).En sık görülen şikayetlerden biri kirlenmek ile ilgili takıntıdır. Kişi bir şekilde bedeninin, giysilerinin kirlendiğini düşünür (Vücüt sıvıları, kir, mikrop pislik gibi şeyler ile). Bu durumun mantıklı ve gerçekçi olmadığını bilse de çok büyük sıkıntı duyar ve bu düşünceyi kontrol edemez.

Bu kirliliği gidermek için tekrarlayan temizlenme davranışları içine girerek sıkıntısını azaltmaya çalışır (kompulsiyon-zorlantı). Bu temizlenme genelde belli bir sıra ve sayı gibi bir düzen içinde yapılır ve hasta temizlendiğinden emin olamadığı için bir çok kez tekrarlanır.

Kirlenme düşünceleri ve temizlenme davranışları gün içinde defalarca tekrarlanır ve hastanın zamanının büyük kısmını kaplar. Hasta bunlarla uğraştıkça günlük işlerini yerine getirmekte zorlanır ve işlevselliği belirgin olarak olumsuz etkilenir.

Prof. Dr. M. Reha BAYAR

Manik Bozukluğun Bulguları

Mani depresyonun tam zıddı olan bir durumdur. Depresyonda görülen kederli, elemli, üzüntülü duygu durumuna karşılık manide kişi kendini aşırı derecede mutlu ve neşeli hisseder. Konuşma esprilidir, çevresine şakalar yapar, şarkılar ve şiirler söyler, coşkuludur. Genellikle bu neşeli durum etrafındakileri de etkiler ve sarar. Bir bakıma bulaşıcıdır. Manik bir hasta ile konuşurken sizde güler ve neşelenirsiniz.

Bazen durum bu kadar neşeli olmaz manik kişi çabuk öfkelenir özellikle eleştirildiği ve engellendiğinde kavgacı kırıcı hatta saldırgan olabilir. Daha evvel hiç huyu olmadığı halde çevresindekiler ile sözlü tartışmalara girer küfürlü konuşur veya kavga edebilir. Özellikle bu durum trafikte belirgin hale gelir.

Manik dönemde hastalar düşüncesizce para harcayabilirler. İhtiyacı olmayan giysiler alırlar, özellikle kadınlar süs eşyaları alabilir ve aşırı makyaj yaparlar. Kredi kartlarının limitlerini bitirebilir hatta borç alabilirler.Manik hasta sosyal statüsüne ve yaşına uygun olmayan şekilde giyinip eğlenceye ve gece hayatına düşkünlük gösterebilir. Bu dönemde içki ve madde kullanımına başlar veya kullanımını arttırır. Cinsel ilgisi ve cinsel performansı artmıştır. Ayartıcı davranış ve konuşmalar, aldatma hatta uygunsuz kişiler ile uygunsuz ilişkiler yaşayabilirler.

Bellekte artma ve keskinleşme görülür. Yıllar evvel yaşanmış ve unutulduğu zannedilen olayları gayet rahat hatırlarlar. Aynı şekilde spontan (istemsiz) dikkat artmıştır. En küçük uyar bile algılanır. Çevresinde olup biten her şey dikkatini çeker ve derhal haberdar olur. Spontan dikkatteki bu artış ve dikkatin çelinmesi istemli dikkatin bozulmasına neden olur. Hasta dikkatini sürdürmek ve belli alana yoğunlaştırmakta zorlanır. Bu durumda bir konuşmayı baştan sona takip etmesi ve bir metni okuması zorlaşır. Dikkatini belli bir konuda toplayamaz.

Manide konuşmanın miktarı ve hızı artmıştır. Genelde hastanın konuşmasının arasına girmek ve onu durdurmak zordur. (basınçlı konuşma) Bazen uzun süre yüksek sesle ve uzun süre konuşmaktan ve bağırmaktan sesleri kısılabilir. Konuşmaya canlı mimik ve jestler eşlik eder. Düşünce akışı aşırı hızlıdır. Bu durum hasta tarafından “ beynime aynı anda yüzlerce düşünce geliyor” diye ifade edilir. Manik hastanın konuşmasının bütünlüğü korunmakla beraber, konuşma sırasında dikkatin çelinmesine bağlı olarak konudan konuya atlayan detaylı ve renkli bir içerik mevcuttur. Bir soru sorulduğunda cevabı direkt veremezler. Cevap sırasında konuşma başka konulara kayar detaylanır ve uzar Fakat amaçtan kopmaz. Biraz vakit alsada sorunuzun cevabını alırsınız.

Düşünce içeriğini dinsel, cinsel veya toplumsal olarak abartılı bir büyüklük ve güven duygusu kaplamıştır. Kişi kendini çok güzel, çok akıllı, çok özel, çok asil biri olarak düşünür ve kabul eder (megalomani). Başkalarını küçümser. Kendine güveni ve beğenisi aşırı artmıştır. Bu abartılı büyüklük düşüncesi ile diğer insanların, hatta dost ve akrabalarının onu çekemediğini, kıskandığını bu yüzden zarar vermek istediklerini düşünür.

Bazen bu büyüklük ve zarar görme düşünceleri gerçeklikten tamamen koparak (gerçek dışı ve saçma) büyüklük ve zarar görme hezeyanlarına dönüşebilir. Bu durumda psikotik özellikli mani den bahsedilir. Psikotik mani de hasta gerçek dışı olarak kendini çok büyük, çok önemli biri olarak kabul eder.(Grandiyöz hezeyan veya büyüklük hezeyanı) Bu hezeyanlar ile bazen dünyayı yönettiğine inandığı bir devlet adamı, kurtarıcı, bazen çok önemli buluş yapan bir bilim adamı, kaşif, bezen de seçilmiş, kutsal bir insan, uzaylı, hatta bir peygamber olduğuna inanır. Bu büyüklük hezeyanlarına diğer insanların, kurumların (CIA,MİT, KGB) devletlerin onunla uğraştığı kötülük yapmak istedikleri, engellemeye hatta öldürmeye çalıştıkları düşünceleri (perseküsyon-kötülük görme hezeyanı ) eşlik edebilir.

Düşünce içeriğindeki bu hezeyanlar ile birlikte işitsel ve görsel halüsinasyonlar da bulunabilir. Hastalar genelde düşüncesindeki bu zırvaları doğrulayan tekrarlayan sesler duyar, hayaller görürler.Bazen çevresindeki olayları, konuşmaları veya tesadüfleri bu hezeyanlarına bir dayanak olarak düşünür ve yorumlayabilirler. (Referans hezeyanları)

Manide hastanın zekasında bir bozulma olmadığı halde dikkat, duygu durum, düşünce ve algılamada oluşan bu bozukluklar nedeni ile hastanın yargılama, karar verme yetisi ileri derecede etkilenir ve işlevselliğinde belirgin bir bozulma meydana gelir

Prof. Dr. M. Reha BAYAR

Manik Bozukluk Nedir ?

Manik hastalar çoğunlukla kendi istekleri dışında aile tarafından ya da güvenlik güçlerinin yardımı ile muayeneye getirilirler. Hastaların hastalıkları ile ilgili farkındalıkları (iç görü) yoktur ve durumlarından memnundurlar.

Hasta olmadıklarını iddia ederek muayene olmayı reddederler. Alaycı, küçümseyen bir tavır içindedirler çabuk öfkelenirler hatta agresif davranırlar ve kaçma eğilimi gösterirler. Kendini getirenleri ve doktoru dava edeceklerini söyler ve tehditler savurabilirler.

Mani bir duygu-durum değişikliğidir. Özellikleri şunlardır:

En az bir hafta süren,  her zamanki kişisel işlevselliği değiştirecek ölçüde belirgin, kendini aşırı derecede neşeli ve iyi hissetmek, bazen öfke ve çabuk kızmanın da hakim olduğu  değişken bir ruh  yapısının olması.

Bu ruhsal duruma eklenen:

Kendini büyük ve önemli hissetme

Uyku ihtiyacında azalma veya uyumama

Aşırı süratli, yüksek sesli ve araya girmenin zorlaştığı (basınçlı) konuşma biçimi

Bir düşünceden diğerine hızlı geçişlerin olması (fikir uçuşması).

Dikkatin bir noktada odaklanmasında zorluk. Dikkatin dağılması

Konuşma ve düşüncedeki hızlanma ile birlikte hareketlilikte artma ve yorulmak bilmemek.

Zevk veren aktivitelere aşırı düşkünlük. dürtülerde artış ve bunları kontrol etmede zorluk. Aşırı para harcama, seks, kumar oynamak, abartılı ve göze batan süslenmek ve giyinmek gibi 

Dini ve vatanserlik duygularında artma ve bunların konuşma ve davranışa yansıması.

Bireysel ve toplumsal İşlevselliği bozacak düzeyde duygudurumdaki aşırı mutluluk ve iyilik hali ile birlikte yukarda belirtilen özelliklerden bir kısmının birlikte görülmesi kişinin manik bozukluk olduğunu gösterir.

M. Reha BAYAR

Gebelik Depresyonu ve Beslenme

Beslenme özellikleri gebelikte depresyonu arttıran faktörlerden birisidir.

Gebelik depresyonuna yatkınlığı artırdığı düşünülen bir diğer olası faktör gebelikteki beslenme düzenidir.
Beslenme, gebelikte ve depresyonda nörotransmitter geçişi için temel yapıyı sağlayarak hipotalamus-pitüiter-adrenal (HPA) eksenindeki işlevlerin düzenini sağlar.

Gebelikte B6 ve B12 vitamini, çinko, magnezyum gibi vitamin ve elementlerin yeterince alınmasının serotonin fonksiyonu üzerinde olumlu etki yaratarak depresyonu önlenmesine yardımcı olduğu düşünülmektedir.

Gebelik depresyonunu etkileyebileceği düşünülen bir diğer element ise omega-3’tür.
Çalışmalar, vücutta omega-3 yağ asiti düzeyinin düşüklüğünün gebelik boyunca ve doğumdan sonraki süreçte ortaya çıkan depresif belirtiler ile ilişkili olduğunu göstermiştir.
Omega-3 yağ asidinin serotonin işlevleri üzerindeki etkisinden dolayı antidepresan etki gösterebileceği belirtilmektedir. Doğum ile ilgili depresyonların tedavisi ve önlenmesine yönelik omega-3 yağ asidi kullanımı üzerine yapılan klinik çalışmalarda, omega-3 yağasidi kullananlarda kullanmayan gruba göre anlamlı düzeyde daha az depresif belirti görülmüştür.

Folik asit alımının gebelik depresyonunu azaltıcı etkisinin incelendiği 1276 gebe üzerinde yapılan bir çalışmada; folik asit alımının gebelik depresyonunu azaltıcı etkisinin olmadığı saptanmıştır.
Araştırmacılar, beslenmenin gebelik depresyonuyla ilişkisinden söz edebilmek için beslenmenin çok boyutlu değerlendirilmesinin gerektiği ve bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir.

Prof. Dr. M. Reha BAYAR
2016

Gebelik ve Depresyon

Gebelik ve Depresyon

Depresyonun sıklıkla gebelik, doğum, lohusalık gibi doğurganlık süreçlerini içine alan 18-44 yaş aralığındaki kadınlarda görüldüğünü bilinmektedir. Bu süreçlerden gebelik, kadınlar için doğal bir yaşam olayı olmanın yanısıra önemli biyolojik ve psikososyal değişimlerin yaşandığı kaygı ve stres oluşturabilecek birçok etkenle karşılaşabilme riskinin de yüksek olduğu bir dönemdir.

Kadında gebelik ve doğum dönemlerinde meydana gelen nöroendokrin ve psikososyal değişikliklerin yaşamın diğer dönemleriyle kıyaslanmayacak kadar fazladır. Bu nedenlerden dolayı gebelik, kadınların yaşamında yoğun stresli bir dönemidir ve sıklıkla endişe ve depresyonla birlikte yaşanır. Gebelik depresyonu fetüsü ve annenin sağlığını olumsuz etkilemesi ve postpartum depresyona zemin hazırlaması nedeniyle üzerinde önemle durulması ve erken tanı koyulup tedavi edilmesi gereken bir sorundur

Doğum sonrası (lohusalık) depresyonu üzerine çok çalışma yapılmış olmasına karşın gebelik depresyonu ile ilişkili araştırmalar sınırlı sayıdadır. Değişik kültürlerde gebelik döneminde depresyon yaygınlığını araştıran çalışmalarda depresif belirti görülme sıklığı Macaristan’da %17.9, Amerika’da %20, Kanada’da %25, Finlandiya’da %30 olarak bulunmuştur.

Türkiye’de yapılan çalışmalar gebelerin yaklaşık olarak %35 inde hafif depresyon, %25 inde orta derecede depresyon, % 5-10 unda ağır şiddette depresyon görüldünü bildirmektedir.

Belirti ve bulgular:
Gebelerdeki depresif belirti ve bulguların; gebeliğin fizyolojik değişiklikleri ve yakınmalarıyla benzer özellikte olması ve çoğunlukla hafif özellik gösterebilmesi nedeniyle gebelik depresyonuna tanı koymak bazen güç olabilir. Bu nedenle gebeyi takip eden sağlık görevlisinin doğru tanı için gebeyi fiziksel ve psikolojik yönüyle iyi değerlendirebilmesi, depresyona yönelik belirtileri ve etkin tarama yöntemlerini bilmesi, bu yöntemleri uygulayabilmesi gereklidir Gebeliğin birinci üç ayında görülen başlıca depresif belirti ve bulgular; uyku ve iştah değişiklikleri, duygulanım ve anksiyete durumlarında dalgalanma, aşırı yorgunluk, libido kaybı, konsantrasyon güçlüğüdür. Benzer şekilde gebeliğin son üç ayında anksiyete, aşırı yorgunluk, uyku ve iştah bozuklukları, doğumla ilgili kaygılar görülebilmektedir. Bu depresif belirtiler gebeliğin ikinci üç aylık döneminde daha az görülmektedir. Gebelikteki depresif belirtiler genel depresyon belirtilerinden farklı olmamakla birlikte, hamile depresif hastalarda diğer depresif hastalara göre bulantı, mide ağrısı, sık soluk alıp verme, baş ağrısı gibi somatik şikayetler anlamlı derecede fazla görülmektedir.
Gebelik Depresyonunda Başlıca Risk Faktörleri

Genetik Faktörler:
Genetik faktörle ilgili bilgiler tam açıklığa kavuşmamıştır. Bununla birlikte gebelik / lohusalık depresyonunun yaklaşık %40-50’sinin genetik faktörle ilişkisinin olduğu ileri sürülmektedir. genetik faktörle çevresel faktörlerin iç içe olduğu ve araştırılırken bu iki faktörün birlikte ele alınması gerektiği unutulmamalıdır.

Çevresel Faktörler:

Stres, fiziksel, duygusal ve mental travma, viral enfeksiyonlar, kronik hastalıklar, oral kontraseptif kullanma, bazı sedatif ilaçlar gebelik depresyonuna zemin hazırlayan çevresel faktörlerdendir. Çevresel faktörler gebelik depresyonun oluşmasında tek başına bir faktör olmayıp, genetik eğilimle birlikte depresyon riskini arttırmaktadır

Sosyal Faktörler:

Eş yokluğu, evlilik sorunları, yalnız yaşama, boşanma, ekonomik düzeyin düşüklüğü, sosyal destek azlığı veya yokluğu, sosyal izolasyon, aile içi şiddet yaşama, geçmişinde: fiziksel, duygusal ve cinsel şiddet öyküsünün bulunması, yaşamdaki dramatik olaylar, sigara tüketimi, alkol ve yabancı madde kullanımı gebelik depresyonuna etki eden sosyal faktörlerdendir.

Psikolojik Faktörler:

Gebenin halihazırda anksiyete yaşaması, geçmişinde depresyon hikayesinin olması, gebeliğine yönelik zıt duygular, geçmişinde psikiyatrik hastalıkların varlığı gibi nedenler gebelik depresyonunu etkileyen psikolojik faktörlerdendir. İstenmeyen gebelik, önceki düşük veya kürtajlar bunların suçluluğu gibi psikolojik ve sosyal faktörler gebelik depresyonunu en çok etkileyen unsurlardır

Biyolojik Faktörler:

Biyolojik faktörlerle gebelik depresyonunun ilişkisinin belirlemek zordur. Biyolojik faktörler hormonlara etki ederek maternal depresyona zemin hazırlarlar. Beslenme bozuklukları (aşırı yeme, şişmanlık veya yetersiz-dengesiz gıda alımı ve zayıflık gibi nedenler, nörotransmitter ve hormonal fonksiyonları bozarak gebelik depresyonun patofizyolojisinin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Hormonal Faktörler:

Gebelikte; östrojen, progesteron, prolaktin, troid stimüle edici hormon (TSH), triodothrionine / thyoxine hormon düzeylerinde ciddi değişiklikler görülür. Gebelikte östrojen ve progesteron düzeyindeki artışla maternal depresyon arasında ilişki bulunmadığı ancak yükselmiş TSH hormonu ile gebelik depresyonu arasında güçlü bir ilişkinin olduğu belirtilmektedir

Prof Dr. M. Reha BAYAR
2016

Normal miyim?

Acaba Bir Psikiyatriste Gitmeli miyim ?

Normallik ve psikiyatrik bozukluk kavramları günümüzde hala tam olarak netleştirilememiş ve herkes tarafından kabul gören bir tanıma kavuşmamıştır.

Normal veya anormal sözcükleri günlük konuşma dilimizde çok kullandığımız içinde birçok önyargı barındıran kelimelerdir.

Normalliğin bir tanımı: Davranış veya kişilik için belli kalıplara uyan ya da varoluşun “yaratılışın” kabul edebilen standartlarına benzeyen durumlardır.

Pekiyi bu belli kalıplar veya kabul edilebilirlik nelerdir bunları kim belirler.

Bir insanın normalliğini araştırırken şu soruları aklımıza getirmeliyiz.

Kime göre normal?

Neye göre normal?

Hangi zamana ve hangi coğrafyaya göre normal ?

Anlaşılacağı gibi normal tanımı bu sorulara göre çok değişkenlik göstermektedir. Toplumun referans aldığı değerler (adetler, alışkanlıklar, ahlak kuralları ve dini inanışlar kısaca kültür) zamanın akışına ve yaşanılan bölgeye göre sürekli değişir ve toplumun yapı taşı bireyin de yargılarını etkiler. Genelde normali “bizim gibi düşünen davranan hisseden olarak kabul etmeyi severiz . Bir toplumu meydana getiren bireylerin bile aile terbiyesi, eğitim, huy ve yaratılış “genetik” olarak farklılıkları göz önüne alınırsa herkesin normalinin ne kadar farklı olacağı anlaşılır. Bireyin farklılığını özellikle vurguluyorum zira yaşadığı toplum içinde herkes tarafından örnek gösterilen insanların özelinde “aile içinde, ikili ilişkilerde hatta yalnız başına” olduğunda davranışları çok farklı olabilir. Yani normal kavramının sadece toplum ve bireyin yargılarına indirilmesi son derece sakıncalıdır.

Daha yapısal bir bakış açısı ile Dünya Sağlık Örgütü normalliği şöyle tanımlamaktadır:

Fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak tam bir iyilik hali.

Bu tanımda ise fiziksel ve zihinsel tam iyilik nedir? Sorusuna açıklık getirmek gerekir. (böyle bir tam iyilik hali var mıdır?)

Psikiyatri açısından zihinsel “ruhsal” iyilik hali şöyle tanımlanabilir.

Düşünce, duygulanım ve davranış açısından ruhsal fonksiyonların etkin olarak işliyor olması ve buna bağlı sosyal ilişkilerde başarılı olmak, üretici faaliyetlerde bulunabilmek, değişikliklere uyum sağlayabilmek ve problem çözebilme “zorluklarla başa çıkma” yeteneği

Bu noktada şu soruyu sormak durumundayız. Pekiyi psikiyatristler kimleri tedavi etmelidirler veya kimler psikiyatrik yardım almalıdır.

Tabii bu sorunun cevabını vermeden şunu belirtmekte fayda var. İçinede şizofrenik bozukluğunda yer aldığı ve bizim psikotik bozukluklar olarak isimlendirdiğimiz, gerçeği değerlendirmenin dolayısı ile yargılamanın ileri ve kalıcı olarak bozulduğu, işitsel ve görsel varsanıların “halüsnasyon” yaşantıladığı, davranış işlevselliğin ileri derecede bozulduğu hastalık gurubunda karar vermek çok daha kolaydır. Hasta istemese bile yakınları tedavi arayışı ile onu bir psikiyatriste ulaştırırlar.

Benim bahsettiğim gurup; ailemizde, çevremizde, aramızda yaşayan “belki biz” ama yaşamında bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eden ve buna kendi başına veya çevresindekilerin desteği ile çözüm bulamayan kişileri kapsıyor. Onların önce toplum yargılarını ve kendi kişisel düşünce ve korkularını yenerek bir psikiyatriste gitmek gibi zor bir kararı almaları ve uygulamaları gerekiyor.

Bu kararı alırken normal miyim?, değil miyim?, duyulursa ne derler?, hakkımda ne düşünürler? gibi soruları zihninizden uzaklaştırıp asıl şunları kendinize sormalısınız:

Son zamanlarda sosyal işlevselliğimde benden kaynaklanan halledemediğim belirgin şikayetlerim, sorunlarım var mı? Hayatımdan memnun, mutlu muyum?

Bu şikayetler ailemle ilişkilerimde ve evlilik hayatımda (ebeveyn, eş, çocuklar) , iş hayatımda ve ilişkilerimde (patron, müdür, iş arkadaşı müşteriler), arkadaş ve dost çevremle olan ilişkilerimde ve her zamanki günlük yaşamım, alışkanlıklarım, davranış ve duygularımda önceye göre bir azalma , bozulma, düzensizlik ve hoşnutsuzluk oluşturuyor mu?

Bu soruların bir veya birkaçına “evet” cevabı veriyorsanız kimseye aldırmadan, kimseden çekinmeden bir psikiyatriste gitme ve yardım alma zamanınız gelmiş demektir. Ayrıca sizin izin ve onayınız olmadan psikiyatrisiniz ile paylaştıklarınızın sizin aranızda kalacağında kimse ile paylaşılmayacağından emin olmalısınız.

Prof. Dr. M. Reha Bayar